27 Mayıs 2011 Cuma

All Writers Are Equal. But Some Writers Are More Equal Than The Others!

"Okuduğun romanlar içerisinde hangisi yazmış olmayı dilerdin?" diye sorup bir liste yapmamı isteseler, George Orwell'ın Hayvan Çiftliği'ni hiç düşünmeden ilk sıraya yazarım. "Bir Peri Masalı" altbaşlığıyla yayımlanan bu kitaptaki sade; ama bir o kadar da derin alegorik anlatımın, yakalanması çok zor bir başarı olduğu kanaatindeyim. Orwell, her ne kadar daha çok "Bin Dokuz Yüz Seksen Dört" isimli dystopiası ile tanınıyorsa da, benim düşünceme göre Hayvan Çiftliği, onun yazarlığının doruk noktasıdır. Öyle bir metindir ki, okuma yazmayı yeni öğrenmiş birinin dahi okuyabileceği kadar sade; ama bir entellektüelin üzerine saatlerce konuşabileceği kadar da derindir.

Hayvan Çiftliği'ni kendimce irdelemeye başlamadan önce, Orwell külliyadının ciddi bir kısmını okumuş biri olarak onun yazarlığıyla ilgili konuşmak istiyorum. George Orwell, umudunu kaybetmiş bir yazardır; o denli ki hayal dünyasında bile umudu yaratamaz. Romanlarında nadiren bir umut ışığı oluşuyorsa da bu -klişe bir benzetme yapacak olursak- tünelden içeri sızan güneş ışığı değil son hızla yaklaşan trenin ışığıdır; romanın sonunda tren okuyucuyu dümdüz eder! İşin daha da sinir bozucu yanı, George Orwell, okuyucusuna bunu yaşatmaktan garip bir keyif alıyor gibidir: Okuyucuyu az da olsa umutlandırıp sonunda her şeyi yerle bir etmek, baştaki karamsar tablodan daha derin bir karamsarlıkla romanı bitirmek Orwell romanlarının genel özelliğidir. Yazarın son iki kitabı olan ve onun dünya edebiyatında ayrıcalıklı bir yer edinmesini sağlayan Hayvan Çiftliği'nde ve Bin Dokuz Yüz Seksen Dört'te bu çok daha net hissedilse de, bu kitapları bir cenin olarak gördüğümüz Aspidistra'da ve Daralma'da da aynı karamsar hava hüküm sürmektedir. Bir diğer deyişle, birçok yazarın aksine Orwell'ın amacı umut vermek değil; aksine insanların olan umutlarını da yok etmektir.

Gelelim bu yazının ana konusunu oluşturan kitaba: Hayvan Çiftliği. Orwell'ın, ölümünden beş yıl önce, 1945 yılında yayımladığı bu alegorik roman, Beylik Çiftlik'in, çiftlik hayvanları tarafından ele geçirilmesiyle açılır. Çiftliğin sahibi Bay Jones'u kovan hayvanlar, daha eşit bir sosyal yapı oluşturmakla işe başlarlar. Domuzların yeni yönetim kadrosunu oluşturduğu çiftlikte geçerli olacak yeni kurallar hızlı bir biçimde 7 maddede özetlenir:
  1. İki ayak üstünde yürüyen herkesi düşman bileceksin.
  2. Dört ayak üstünde yürüyen ya da kanatları olan herkesi dost bileceksin.
  3. Hiçbir hayvan giysi giymeyecek.
  4. Hiçbir hayvan yatakta yatmayacak.
  5. Hiçbir hayvan içki içmeyecek.
  6. Hiçbir hayvan başka bir hayvanı öldürmeyecek.
  7. Bütün hayvanlar eşittir.
Roman bu noktadan sonra adım adım yönetici kademesini oluşturan domuzların zamanla faşistleşen tavırlarını, bihassa lider karakterli iki domuzun (Snowball ve Napoléon) çekişmesini ve bunlardan biri  tarafından devrimdeki eşitlik kavramının değiştirilmesini anlatır. Beylik Çiftlik'teki devrim bir bumerang gibidir: Hızla yola çıkar, bir noktada durur ve geri döner. Kitabın son cümlesinde Orwell bu durumu şöyle özetler: "Dışarıdaki hayvanlar, bir domuzların yüzlerine, bir insanların yüzlerine bakıyor; ama birbirlerinden ayırt edemiyorlardı."

Hayvan Çiftliği'ni Orwell'ın diğer kitaplarından farklı kılan yapısı alt başlığında gizlidir: Bir Peri Masalı. Roman bir masal gibi yazılmıştır, böylesine karmaşık bir konunun anlatıldığı bu romanda Orwell, yazarlığının en uç noktasına gider ve yaptığı kurguyu sade bir dille okuyucuya aktarır. 

Yazımın başından beri romandaki alegorik anlatımdan bahsediyorum. Orwell bu kitapta anlatımı hayvanlar üzerinden yapar. İnsanın içinde ilkel bir içgüdü olan gücü ele geçirme eğilimini hayvanları kullanarak anlatır. Üstelik bu hisse sahip olan hayvanlar da, çiftliğin en pis hayvanlarıdır: Domuzlar. Başlangıçta, devrimin kıvılcımını yakan bu sınıf, yönetimi ele geçirdikten bir süre sonra giderek vahşileşir ve diğer hayvanlar üzerinde baskı kurmaya başlar; ama bir yandan da kendi içinde ikiliğe düşer: Lider kimdir? Kimin sözü dinlenmelidir? Kararları kim verecektir? Bu sorulardaki rahatsız edicilik romanın ortalarına doğru iyice artar ve iki lider domuzun arasındaki kavga bir gövde gösterisiyle sonuçlanır: Napoléon, yetiştirdiği köpekleri Snowball'un üzerine salar. Snowball'un çiftlikten kaçtıktan sonrası ise tamamen Napoléon'un diktatörlüğüdür: Artık tamamen onun sözü geçer, ona dur diyebilecek biri yoktur. Yavaş yavaş tüm kurallar değişir ve bunu, devrimi en başından beri umutsuzlukla karşılamış olan Clover dışında kimse fark etmez.

Elbet bununla sınırlı değil kitaptaki alegorik öğeler; ama her bir kesimi tek tek incelemeye başlarsak, bu bir blog yazısı olmaktan çıkar. Hayvan Çiftliği kesinlikle, dünya edebiyatında yergi türünün başyapıtlarından biridir. Kitabın çevirmeni Celal Üster'in dediği gibi: Bütün kitaplar eşittir; ama bazı kitaplar öbürlerinden daha eşittir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder